Go'nun felsefi yönünü ve kültürel değerini açıklayan çeşitli efsaneler
vardır. Bu efsanelerden birine göre eski zamanlarda yaşamış bir Çin
kralı oğluna disiplini, konsantrasyonu ve ruhsal dengeyi öğretmek için
bu oyunu icat etmiştir. Kralın oğlu büyüyünce büyük bir go oyuncusu
olmakla kalmayıp aynı zamanda dengeli bir kişiliğe sahip bir kral
olmuştur.
Diğer bir efsaneye göre eski
Çin generalleri savaş alanını zihinlerinde daha iyi canlandırabilmek
için yanlarında bir adet tahta ve çok sayıda taş götürüyorlardı ve
oyunun kökeni de bu yönteme dayanıyordu. Bu efsanelerde go'nun iki temel
özelliğine vurgu yapılmaktadır; kendini, kişiliğini geliştirmek ve iki
olgunun çarpışmasını resmetmek... Go hakkındaki efsaneler çoğu kez,
Taoizm'den kaynaklanan ve go oyununun da temel
güçleri olan
Yin ve Yang'a da değinirler.
Go sadece mantıkla
kavranabilecek bir oyun değildir. Onun karmaşık ve derin yapısını
anlamak için kuvvetli iç güdüler ve çok fazla tecrübe gereklidir. Bu
noktada go Budizm'in
"mantığa dayanan bir aydınlanma sadece aldatıcı bir aydınlanmadır"
felsefesiyle de uyuşmaktadır.
Go oyununda aşırı cesaret
ile korkaklık, güvenlik ile risk, saldırı ile savunma arasında (aslında
temeli Uzak
Doğu dinlerine dayanan) mükemmel bir denge
vardır. Go ile diğer batılı oyunlar arasındaki en belirgin fark (satrançtaki
mat olgusu gibi) tamamen kazanma veya rakibi tamamen yok etme diye bir
durumun olmamasıdır. Kazanan oyuncunun diğer oyuncudan farkı, tahta
üzerinde daha fazla alanda egemenlik kurmuş olmasıdır. Kaybeden oyuncu
tamamen yok olmuş değildir, sadece diğer oyuncudan daha az alan kontrol
etmektedir.
"Savaşmak, go oyununda anahtar
olarak değil, sadece en son çare olarak kullanılır."
(Zhong-Pu Liu, 1078 yılında Song döneminde)
Kaynak:
Almanca Vikipedi
Sanat,
Bilim ve Bilgeliğin kesiştiği oyun...
*
Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek
çok anlamları kendinde barındırır : Hayatın bir yansıması, yoğun bir
meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir
alıştırma, ya da iyi oynandığında siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde
zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseridir.
"Siyah
ve beyaz taşların dansı"
-
* Kökeni,
Antikçağ’a, Taoizm’e, Zen’e dayanan; bin yılların gizemli, mistik
ve felsefi oyunu,
* Karanlığın ve aydınlığın, siyahların ve beyazların varoluş mücadelesi,
* Yin ve Yang’ın; pozitifin ve negatifin, karşıtların evrensel etkileşimi
ve uyumu,
- *
Go; Doğu felsefesi üzerine kurulmuş bin yılların
gizemli, mistik ve felsefi oyundur.
- * Japonya'da da Go’ya yalnızca bir oyun gözüyle bakılmamış; bir
yaşam felsefesi, bir yol haline gelmiştir.
- *
Go; bir zarafet ve denge oyunudur. Go'da hayata dair derin bir öğreti ve
yaşayarak öğrenme süreci vardır.
-
*
Go, bir açıdan bakıldığında rekabete dayanan bir oyun gibi görünse de,
temelinde hayati dersler veren bir uyum gizlidir. Her şeye sahip olmayı
isteyen açgözlülük, sizi Go tahtasında fazla ileriye götüremez.
- *
Go tarihinde en çok dikkati çeken nokta, girdiği ülkelerin entelektüel
hayatına ve kültürüne yaptığı etkilerdir. Go Çin'deki uzun macerası boyunca
ülke yönetimine, savaş stratejilerine ve sanat yapıtlarına kaynaklık
etmiştir.
"Tahta üzerinde küçük bir yaşam
provası"
*
Bir Go oyuncusu tahtada gerçek hayatı yaşar. Yapılmış hamleler anılar
gibidir; hatalar değiştirilemez ve oyun boyunca ayağınıza bağ olur. Hamle
yaşanan andır; acı çekersiniz, mutlu olur ve hayatta kalabilmek veya rakibi
yok edebilmek için çalışırsınız. Gelecek ise yapmayı düşündüğünüz
hamlelerde gizlidir. Yani Go; tahta üzerinde küçük bir yaşam provasıdır.
“Go insan kişiliğinin bir aynasıdır”
* Anonim bir
özdeyiş uyarınca Go tahtası, anlar akıp giderken oyuncuların akıllarının
bir aynasına dönüşür adeta.
* Go tahtası,
oyunun oynandığı süre boyunca Go oyuncusunun aklının aynasıdır. Bir Go
ustası, oynanmış bir oyunun kayıtlarını incelerken, öğrencisinin hangi
noktada aç gözlülüğe kapıldığını, ne zaman yorulduğunu, nerede
aptallaştığını ya da güzel hizmetçinin odaya hangi hamle öncesinde çay
servisi yaptığını söyleyebilir.
*
Birisiyle bir el Go oynamak, onunla bir yıl yaşamaya eşdeğerdir der
Koreliler. Karşınızdakinin karakterinin saldırgan mı, ihtiyatlı mı yoksa
umursamaz mı olduğunu onunla Go oynayarak kolaylıkla anlayabilirsiniz.
*
Go; Uzakdoğu’ da en popüler strateji oyunu olmasının yanı sıra bir
sanat dalı gibi görülmektedir.
*
19 yatay 19 dikey çizgi bulunan Go tahtasında 361 kesişim noktası vardır.
Bu da Çin ay takvimine göre bir yıldaki gün sayısıdır. Tahtanın dört köşesi
de, mevsimleri temsil eder. Ortası gökyüzü, kenarlar yeryüzüdür. Siyah
taşlar geceyi, beyazlar gündüzü simgeler.
*
Eski Çin’de Go için “elin konuşması” diyorlardı, ve erdemli bir insanın
sahip olması gereken özelliklerden biri olarak Go oynamayı da
sayıyorlardı (müzik, resim, şiir ve güzel yazı yazma sanatının yanında).
*
Çok boyutlu özelliğiyle Go, insanları düşünce kalıplarından kurtarır ve
sınırsız özgürlüğün kapılarını açar.
*
İyi bir Go oyuncusu olmak için ruhun kötü özelliklerden arındırılması
gerekir.
*
Zhang Yunqi, Go oyununda gelişmek için gerekli olan özellikleri şöyle
sıralıyor: “Bir askerin taktik gücü, bir matematikçinin kesinliği,
bir sanatçının hayal gücü, bir filozofun dinginliği ve güçlü bir
zeka”. Bu özellikler arasında en önemlisinin “dinginlik” olduğunu
vurguluyor.
*
Qing Hanedanı döneminde yaşamış ünlü Go oyuncusu Shi Dingan (1710-1770)
"Go'da ağırbaşlılık ve zarafet entrikalardan üstündür" demiştir.
*
Sadece eğitimli insanlar Go oynayabilir. Çin'de bu zor oyunun bilgi düzeyi
sıradan insanın üzerinde tutulur. Bu oyunun incelikleri tembel insanların
ulaşamayacağı bir noktadadır. Go'nun zaferi kaba ve materyalistik biri
karşısında o kadar kesindir ki... Go estetiği ve güzelliğiyle onların
üzerinden yükselir." diyor Giles.
*
Go'da söylenmeyen söylenenden çok daha fazla yer kaplar: Çok az kural
vardır, geri kalan her şey oyunculara bırakılmıştır.
*
Go, zeka ile sezginin birlikte kullanılması gereken bir oyundur.
* Go'da hesaplı hareket etmek (strateji) önemli olsa
da, oyunun tek önemli noktası değildir. Go, insanı düşündüren yönüyle
meditasyona
ilham verebilir, hatta insanın iç dünyasına bir ayna tutarcasına kendi
kişiliğini ve dahası karşısındaki rakibin kişiliğini daha yakından
tanımasına yol açar. Go birçok atasözünün çıkış noktası olmuştur, çünkü go
hayatın gerçeklerini minyatür halde yansıtmaktadır.
* Go sadeliktir. Go oyuncuları, gücü bizim alışkın olduğumuz batılı
saldırgan anlamda değil çok daha yumuşak bir tarzda sergiler. Aslında
gücünü böylesine iddiasız ve vakur bir ağırbaşlılıkla kanıtlamak Uzakdoğu
felsefesinin özünde vardır. Go, bu açıdan tüm hareketlerin saldırgan olarak
değil trans halinde ağırca yapıldığı bir oyundur. Onun için hep denir ki,
satranç tüccarların, Go ise filozofların oyunudur."
* Go'da
söylenmeyen söylenenden çok daha fazla yer kaplar: Çok az kural vardır,
geri kalan her şey oyunculara bırakılmıştır.
* Samuraylar
Go oynarken güzel bir biçem yaratmak için çabalarlar. Çinli oyuncular yarar
sağlama yoluna giderler. Koreliler dövüşte iyidirler, tıpkı boksörler
gibi.." diyor yaşlı bir Go oyuncusu.
*
Tarihin derinliklerinden bugüne dek, yeryüzünde iki aynı Go oyunu
oynanmamıştır.
(Anonim)
* O
dönemlerde Çin'de iyi Go oynayanlar kisei diye isimlendirilirmiş. 'Ki'; ve
'sei'; kutsal, yüce adam anlamına, gelir.
Go
oyununun bir ülkenin kaderini etkileyecek, bir şairi meşhur edecek,
insanlara kutsal-yüce adam dedirtecek kadar toplum kültüründe büyük bir
yeri olması önemlidir. Bir savaşın kan dökülmeden sona erdirilmesi
binlerce, on binlerce insanın hayatını değiştirir. Bir şairin ün kazanması
ise, halkın bir oyunla ne kadar iç içe olduğunu, insanların oyunu iyi
oynamasıyla toplumdaki yerinin yükselmesi, insanların Go'yu sadece bir oyun
olarak görmediğini gösterir.
* Bir görüşe
göre eski zamanlarda savaşların galibini belirlemek için go oynarlardı.
* Go insanları düşünce kalıplarına hapsetmez.
Go Felsefesinin Gelişimi
Go ve Taoculuk
Go oyununda
kurallar ve oyun tarzı Taocu düşünce ile uyumludur. Yin-yang varolan
zıtlıkların iç içe ve dönüşüm içinde olduğunu gösterir. Oyunda siyah ve
beyaz taşlarının iyiyi ve kötüyü simgelediği düşünülür. Siyah her zaman
kötüdür. Bir Go oyununda tüm taşlar iç içedir, bu Taoculuk'taki dönüşüm ve
iyiyle kötünün iç içeliğini yani yin-yang'ı göstermiyor mu?
Çin'de eski
Taocular Yin Yang felsefesindeki dengenin temellerini Go'da bulmuşlardır.
Siyah Yang taşlar ve beyaz Yin taşlar önsezi ve ilhamla birbiri arkasından
ahenkle sıralanır tahtaya. Taşlarla çevrelenen boşluklarda "gözler" (mu)
oluşturulur. Bu boşluk kavramı bizi aynı zamanda Laozi'ye götürür.
Taoculuğun
üstadı 'boşluk' un önemini şöyle anlatıyor:
* Tekerleğin
otuz parmağı tekerleğin ortasında birleşir, ama at arabasını yürüten
ortasındaki boşluktur.
* Testi kilden yapılır, ama içindeki boşluktur işimize yarayan
* Evdeki pencere ve kapıların boşluklarıdır evi yaşanılır kılan."
Taocuların
rakipleri olan Konfüçyüsçüler önceleri Go oynamanın zaman kaybından başka
bir şey olmadığını düşünmelerine rağmen (M.Ö. 500 yılları), bin yıl içinde
hatalarını anlamışlar ve Go'nun en hevesli oyuncuları haline gelmişlerdir!
Go için 'elin konuşması' diyorlardı, ve erdemli bir insanın bulundurması
gereken beş önemli özellikten biri olarak Go oynamayı da sayıyorlardı
(müzik, şiir, güzel yazı yazma, ve sanatın yanında). Sadece Konfüçyüsçüler
de değil, imparatorlar da Go'yu destekliyordu. Çünkü küçük evreni (mikrokozmos)
kontrol eden büyük evreni (makrokozmos) de kontrol edebilirdi. Bir ülkenin
savunması için geçerli olanların Go tahtası üzerinde de geçerli olduğu
günümüzde pek çok savaş stratejisinin de dikkatini çeken bir gerçek.
Budistler de Go'ya kayıtsız kalamamıştır. Go'daki akışkanlığı, dengeyi fark
edenler, onu evrenin aynası olarak kabul etmişlerdir. Onlara göre Go
oynamak, cehaletin 27 maskesini yok etmek demekti. Onun sunduğu bilgiyle,
kişi Buda'nın ölümsüzlüğüne ulaşabilirdi.
Belki, Çin'de Taoculuk gibi din düzeyindeki bir düşüncenin yaygın olması,
Go'nun ya da I-Ching gibi eski bir kehanet yönteminin yaygınlığını,
günümüze kadar oynanmasını ve hakkında çok eski çağlardan beri kitaplar
yazılmasını açıklayabilir. (Go'nun da I-Ching gibi görüntü ve ilişkilerle
ruhumuzun derinliklerini gösterdiği söylenmektedir.)
Tahtanın
üzerine konulan siyah ve beyaz go taşları (go ishi) kökenleri binlerce yıl
öncesine kadar uzanan Yin-yang'in (Japonca inyö) karşılıklı etkileşimini
simgeler. Siyah renk yin'le, beyazsa yang'la özdeşleşmiştir. Go taşlarının
aynı zamanda gökyüzündeki yıldızların dizilişini de yansıttıkları düşünülür
Yin-yang varolan zıtlıkların iç içe ve dönüşüm içinde olduğunu gösterir.
Oyunda siyah ve beyaz taşlarının iyiyi ve kötüyü simgelediği düşünülür.
Siyah her zaman kötüdür. Bir Go oyununda tüm taşlar iç içedir, bu
Taoculuk'taki dönüşüm ve iyiyle kötünün iç içeliğini yani yin-yang'ı
göstermiyor mu? Ünlü tarihçi Ban Gu (M.S. 32-92) Yi Zhi'nin “Go'nun
Esasları” adlı eserinde şöyle der: “Tahta kare olmalı ve toprağın kanununu
simgelemelidir. Çizgileri ilahi adalet gibi düz olmalıdır. Üzerinde yin ve
yang gibi bölünmüş siyah ve beyaz taşlar vardır. Tahta üzerindeki
dağılımları ise gökyüzünün bir görüntüsü gibidir.” Aslında, Taoculuğun
mistik tarafına inananların bunu bir çeşit kehanet yöntemi olarak görmesi
(eski hikayelerden birisi) ve belki de Go'nun gizli güçlerine inanılması bu
oyunun yaygınlığının bir sebebi olabilir. Go oyununda aynı görüntünün oyun
esnasında bir daha tekrarlanamaması da bu anlatılanları desteklemektedir:
Satrancın bulunduğu yıllarda (500-700) Go Çin'den, Japonya ve Kore'ye
çoktan yayılmıştı. Japonlar oyunu sosyal sistemlerine büyük bir hevesle
dahil etmişlerdi, çünkü oyunun, savaşçıları, filozofları, rahipleri ve
imparatorları için paha biçilmez bir beyin jimnastiği olduğunu
anlamışlardı. Hatta Japon imparatorları oyuna o kadar değer vermişlerdi ki,
4 tane 'Go evi' adı verilen oyunun kuramsal olarak geliştirilmesini
sağlayan yapıları oluşturdular.
Çin ve Japonya'daki eski uygarlıkların yıkılmasıyla Go'nun gelişimi de
duraklamaya uğradı. Fakat Japon deniz kuvvetlerinin 1905'te Rusları yenmesi
Go'nun yeniden doğuşu ve satranca karşı kazandığı bir zafer olarak görüldü.
Çok eski
zamanlarda Go bir savaş sanatı olarak görülmekteydi ve Japonya, Kore,
Çin'deki savaşçıların eğitiminin bir parçasını oluşturmaktaydı. Aynı
zamanda hattatlık, müzik ve resmin yanında Go, hem erkekler hem de
kadınlar için klasik eğitimin de bir unsuru olmaktaydı.
Kaynak:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr
Şibumi :
Trevanian
"Şibumi" adlı romanında Şibumi kavramını Go ile özdeşleştirir:
"Şibumi sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri
anlatır...O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O
kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki,
sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek bilgiden çok anlayış demek. İfade
dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak
gönüllük demek."
Go oynadıkça saldırmadan gözdağı verebileceğimizi, gücümüzü boşa harcamadan
kendimizi koruyabileceğimizi anlarız. "Yerel bir savaşı niye, nasıl, ne
zaman kesip daha uzakta bir başkasını başlatmayı, bir durumu bütünlüğü
içinde değerlendirmeyi, olanaklı üç hamle arasından seçim yapmayı, önde mi
geride mi olduğunu hesap etmeyi, av mı avci mı olduğunu (doğrusu çoğu kez
aynı anda, aynı yerde hem av hem avcı olunur!) görmeyi, tuzak mı kurmalı
tuzaktan mı kaçmalı diye karar vermeyi, kullanma anı gelesiye askıda
bırakılacak bir gözdağı yaratmayı bilmek gerektiğini" zamanla öğreniriz.
II. Dünya Savaşı'nda
ABD'nin savaşa
giriş sebebi olan
Pearl Harbor
Saldırısı'nın,
şaşırtıcı etkisi ve tahribatının arkasındaki soğuk mantığın temelinde basit
bir go manevrası (yalnız olan taşa saldır) olduğu bilinen bir gerçektir.
Kaynak:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr